Yedikule Zindanları
Dönemin tüm ihtişamını anlatan yüksek kapıdan içeri girersiniz ki bu mekanın ihtişamı, sadece büyüklüğünden ölçülür. Boyunuzdan kat be kat yüksek giriş kapısı… Ağırlığınızı en az ikiye katlayan taş bloklardan örülmüş duvarlar… Alçak hücre kapılarından başınızı önünüze düşürmeden geçmeniz mümkün değil. Dar ve karanlık, taştan daha taş koridorlarda ilerlerken ansızın ışıklar sönüverecek gibi gelir, yüreğiniz yerinden fırlayıverecek haldedir ve her koridor dönemecinde kendi gölgenizle kendi çığlığınızı tanıyamazsınız. Nerede başladığını bile unuttuğunuz koridorları bir bir geçip, varıp Genç Osman’ ın idam edildiği hücreye ayak basarsınız. Hücrenin duvarlarına elinizi sürer “anlat güçlü sırlarını!” diye fısıldarsınız ve açılır yüzyıllar önünüze;
“sana vurulduğumdan beri yaralıyım, İstanbul..
her su sesinde ağlıyor
her al renginde kanıyorum
yağmurlar incitiyor yaramı
geceler hüznümü artırıyor
gün diyor pencereyi açıyorum
karşımda güneş gibi duruyorsun
içim nasıl ısınıyor bilmiyorsun
gidiyorsun bensiz sevgilere sessizce
uzaklığın örseliyor sevincimi
gözlerinin karasını özlüyor gözlerim
damarlarımda cam kesikleri dolanıyor
sana vurulduğum yerde kanıyorum…”
Son nefesi nereye uçmuştur Genç Osman’ın… Sonsuzluğun başlangıcına giderken ayak izlerini nereye emanet etmiştir diye aranırsınız, bakışlarınız yerde… Kösem Sultan ve muhafızların yan hücreden sizi izlediğini hisseder sonsuza kadar bu hücrede ve zaman tünelinde kalmayı hayal edersiniz. Taki geçmişi istediğiniz gibi şekillendirene kadar…
Diyelim Osman’ ı aldınız o hücreden, peki kan kuyusu? Kanlar içerisinde yüzen kafalar, onları görebilecek misiniz? Dehşete kapılırsınız ama kuyu kördür, göstermez yüzünü… Neden sonra kulelerin en tepesine ulaşırsınız ve ayaklarınızın altında güzelim İstanbul manzarası… İstanbul’ a zahmetsizce bu kadar tepeden bakmak; yükseklik korkunuzdan utanırsınız, korkunuzu unutursunuz. Ellerinizde bir kucak dolusu dua, birazını İstanbul’ un üzerine serpersiniz, birazını alır gökyüzüne fırlatırsınız. Kalan bir avucu, dönüş yolunda taş duvarlara, karanlık koridorlara bırakırsınız. Boyunuzdan kat be kat yüksek giriş kapısından çıkarken her su sesinde ağlamaya, her al renginde kanamaya söz verirsiniz. Ve söz verirsiniz tüm İstanbul’ u Yedikule Zindanlarına davet etmeye. Gidilesi görülesi mekandır diye…
- yedikule-zindanlari
- yedikule-zindanlari-1
- yedikule-zindanlari-3
- yedikule-zindanlari-4
- yedikule-zindanlari-5
- yedikule-zindanlari-6
- yedikule-zindanlari-7







