Kızıl Kule

Kızıl Kule, ismini alt kısımdaki kızıl taşlardan ve üst kısımdaki tuğlalardan almış olup, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 5 yıl süren kuşatmadan sonra yaptırılmıştır. Kızıl Kule üzerindeki kitabeye göre; 1226 yılında Kettanizade Ebur Rahaoğlu Halepli Ebu Ali tarafından inşa edilmiştir. Kızıl Kule, denizden gelebilecek saldırılara karşı korunmak için yapılmış ve askeri amaçla yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. 
 

Kızıl Kule’nin hemen hemen her yerinde pencereler  vardır ki; askerler bu pencerelerden düşmana hedef olmadan kolaylıkla ateş edebiliyorlardı. Ancak düşman vurulmadan kuleye çok yaklaşmışsa, askerler pencerelerden üzerlerine kaynar su döküyorlardı.

Kızıl Kule’nin bulunduğu yerin doğu ve batı cephesi 2 metrelik bir yükseklik farkına sahip olup, doğu cephesi 35m, batı cephesi ise 33m yüksekliktedir. Kızıl Kule 5 katlı ve sekizgen şeklindedir. Kızıl Kule’nin giriş kapısı; bu ihtişama, büyüklüğe karşın askeri konumdan dolayı çok küçüktür. Kızıl Kule; 5 katlı olup, taş merdivenle çıkılır. Kızıl Kule’nin aldığı güneş ışığı birinci kata kadar gelmektedir.

Kızıl Kule, 1979′da Etnoğrafya Müzesine dönüştürülmüş ve ziyarete açılmıştır.

 

Cennet Cehennem Obrukları

   imagesca7zlztr3           imagesca31asl22                           

Cennet Cehennem Obrukları; Silifke-Mersin karayolunda, Silifke’nin 23 km kuzeydoğusunda, Narlıkuyu Köyü’ne 2 km uzaklıktadır. Cennet Cehennem Obrukları arasında 75 metrelik mesafe bulunur ve cennetin derinliği 70 m, cehennemin derinliği 120 m’dir. Cennet Cehennem Obrukları, doğal çöküntülerle meydana gelmiştir.

Cennet Obruğu, bir yeraltı deresinin yolaçtığı erozyon sonucunda tavanın çökmesiyle oluşmuş büyük bir çukurdur. Elips şeklindeki ağız kısmı çapları 110-250 m  olup; denizden yüksekliği-en derin noktası- 135m’dir. Güneye doğru meyilli bir kuyu şeklindedir. Cennet çöküğüne taş merdivenle inilir. Cennet Obruğu’nun içi yemyeşil olması ve dipte de akarsuyun olmasından dolayı cennet denilmeltedir. Cennet Obruğunun bulunduğu yerde birde kilise vardır. Bu kilise başarıyı simgelemektedir. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık yazıttan bu kilisenin Paulus adında dindar bir kişi tarafından yapılmış ve Meryem Ana’ya adanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Cehennem Obruğu da, Cennet Obruğu gibi oluşmuştur. Cennet Obruğu’nun 75m. doğusunda bulunur. Cehennem Obruğu, 50×75 m. boyutlarında ve elips biçiminde bir çöküntüdür. Cennet Obruğuna göre daha dar ve diktir.  Eski çağlarda günah işleyenlerin atıldığı bir çukur olarak kullanılırdı.

Köprülü Kanyon

koprulu-kanyon-milli-parki-3-150x15013 Köprülü Kanyon Milli Parkı, Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırları içindedir. Sedir ormanları ile kaplı olan Köprülü Kanyon, 14 km uzunluğunda ve 100m derinliğinde bir vadi olup, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında bulunmaktadır. 
Köprülü Kanyon Milli Parkı ülkemizin en güzel bitki örtüsüne sahip yörelerinden biri olup, dünyada sadece bu bölgede yetişen bitki türlerinin olması bu bölgeyi dahada değerli kılmaktadır. Köprülü Kanyon’nun doğal güzellikleri yanında kültürü ve coğrafi özellikleriyle de çok sayıda turisti ağırlamaktadır. 

Köprülü Kanyon ‘da  piknik yapabilir, kamp kurabilir ve rafting yapabilirsiniz. Rafting parkuru, suyun durgun olduğu yerde başlar. Köprülü Kanyon Irmağı’nın değişken özelliği rafting sporu için güzel bir alan oluşturmaktadır. Rafting yaparken yeşillikler arasından geçecek ve kendinizi doğanın büyülü güzelliğine kaptıracaksınız.

Köprülü Kanyon’nun bulunduğu Selge antik kentinde, tiyatro, agora, Zeus ve Artemis tapınakları, sarnıçlar, su kemeri, Köprü ırmağı da görülecek yerler arasındadır. Yeşillikler arasında trekking ve Jeep safari turlarıda düzenlenmektedir.

Peri Bacaları

Peri Bacaları, 60 milyon yıl önce 3.jeolojik dönemde Torosların yükselmesiyle, kuzeydeki Anadolu Platosu sıkıştı ve bunun sonucunda yanardağlar faaliyete geçti. Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağı yaklaşık 10 milyon yıl önceki jeolojik devirlerde aktif birer volkandı ve bu volkanlar bölgeye lavlar püskürttü. Püskürtülen lavlar bölgenin platolarını, akarsu ve göllerini yaklaşık 100 metre kalınlığında bir lav tabakasıyla örttü. Bu lavlar farklı sertlikte bir tüf tabakası oluştu. Ana volkandan püsküren maddelerle şekillenen plato,diğer küçük volkanlarında püskürmesiyle değişime uğramaktaydı. Sel sularının dik yamaçlardan hızla akması rüzgarında yardımıyla, oluşan tüf tabakasının çatlamasına neden oldu. Alt kısımda bulunan ve kolay aşınan malzemeyi şekillendirdi ve bugünkü halini almasını sağladı.

Nevşehir’e 7 km mesafede bulunan Kapadokya; Nevşehir, Niğde ve Aksaray arasında kalan bölgede bulunmaktadır. Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peri bacası tipleri;  konili, mantar biçimli, şapkalı, sütunlu ve sivri kayalardır.

Günümüzde turizm açısından büyük bir öneme sahip olan peri bacaları, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Kapadokya geleneksel evleri ve güvercinlikleri yörenin özgürlüğünün birer sembolüdürler. Evler, bölgenin tek mimari malzemesi olan taştan yapılmaktadır. Bölgede çıkarılan kalıntılar ise, tarihi eser olarak koruma altına alınmaktadır.

 

Hoşap Kalesi

Hoşap KalesiHoşap Kalesi’nin Van’a uzaklığı yaklaşık 60km’dir. Hoşap Kalesi, Van’dan Başkale ve Hakkari’ye giden yol üzerinde, Gülsuyu’nun kuzeyindedir. 1643′de Mahmudi Beyi Süleyman tarafından yapılmıştır ve kalenin bir eşinin daha yapılmaması için Mimar Tilma’nın ellerinin kesildiği söylenmektedir. Hoşap Kalesi; bir orta çağ kalesi, eski bir Urartu şehridir.

Hoşap Kalesi’nin kuzeyde ve batıda iki kapısı bulunup; 365 odası, 2 camisi, 3 hamamı, ceza evi hücreleri, kuyuları ve ambarları bulunmaktadır.Hoşap Kalesi’nin etrafı büyük bir surla çevrilidir. Yüksek bir kaya üzerine inşa edilmiştir.

Muradiye Şelalesi

Muradiye ŞelalesiMuradiye Şelalesi, Van’a 80 km uzaklıkta Muradiye ilçesine ise, 8km uzaklıkta olup, Van Gölü’ne dökülen Bendimahi Çayı üzerinde bulunan güzel manzaralı bir çağlayandır. Muradiye Şelalesi çevresinde kafeler, lokantalar ve çay üzerinde birde asma köprü bulunmaktadır.

Muradiye Şelalesi’nin suyu kış aylarında donarken, bahar aylarında artmaktadır.

Atatürk Köşkü

Atatürk Köşkü, 1890 yılında çam ormanları içinde Kostantin Kabayanidis adlı bir Rum tarafından Soğuksu’da yaptırılmıştır. Atatürk Köşkü, tarzında Roma ve Yunan etkisi görülür. Atatürk 1924 yılında Trabzon’a ilk kez geldiğinde köşkü görmüş ve çok begenmişti. Hazinece alınıp, Atatürk’e hediye edilen bu köşk, Atatürk’ün ölümünden sonra 1943′te müzeye çevrilmiştir. 4 katlı olan köşkte Atatürk’ün Trabzon’a gelişiyle ilgili resimler bulunmaktadır.

Atatürk 1937 yılında bu köşkte tüm mal varlığını Türk ulusuna hediye etme kararı almış ve gereğinin yapılması için mal varlığının bir listesini yaparak, Başbakan’a göndermiştir.

 

Vazelon Manastırı

Vazelon Manastırı, Maçka’nın 14 km güneybatısında ve Köprüyanı Köyü civarındadır. Vazelon Manastırı sık bir orman içinde bulunup, Sümela Manastırı’na benzer biçimde yapılmıştır. Vazelon Manastırı’nın sakin bir yerde seçilmesi, ona daha kutsal bir hava vermek istenmesindendir. Vazelon Manastırı, Yahya Peygambere adanmıştır.

Tahminen 4. yüzyılda yapılmaya başlanmış, 17. yüzyılda günümüzdeki şeklini almıştır. İmparator Jüstinien, 6. yüzyılda Persler tarafından yıkılan manastırı tamir ettirmiştir. 644 yılında hücreler tamamen tamir edilip kütüphanesi zenginleştirilmiştir. Vazelon manastırı 13.-20. yüzyılları arasında Maçka’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür. Vazelon manastırı zamanında bölgede bulunan manastırların en yetkilisi ve en zengini idi. Vazelon Manastırı 19. yüzyılda tekrar onarılmıştır ve girişteki ek kısmınında bu dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Ancak manastır ahşap olduğu için çürüşmüş ve yıkılmıştır. 1923 yılında da terkedilmiştir. Günümüzde Sümela Manastırı’ndan sonra onarılıp,turizme kazandırılması düşünülmektedir.

 

Sümela Manastırı

Sümela ManastırıSümela Manastırı; Maçka ilçesi Altındere sınırlarında olup, Trabzon’a 48 km uzaklıktadır. Sümela Manastırı çam ağaçları ile kaplıbir vadide bulunmaktadır ve 200m. yüksekliktedir. Sümela M.S.5.yüzyılda yapılmaya başlanmış ve 12-13. yüzyılda bugünkü halini almıştır. Kilisenin kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasında geçen bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Sümela Manastırı kayalar üzerine oturtulmuş bir yapı olup, Kaya Kilisesi ve yapılar olarak iki bölümden oluşur. Kilise tavanları 17.-18. yüzyılda yapılan fresklerle süslenmiştir. 1924′te boşaltılan Kilise, bir yangın sonucu harap olmuştur ve onarımı devam etmektedir. Kiliseye gelmeden önce sol tarafta bulunan çeşme, Sivri Kemeri ve Takçe İslami yapılardandır. Sümela Manastırı, Trabzon’un en güzel eselerindendir. Bu nedenlede turistlerin uğrak yeri olmuştur.

Dünyanın hiç bir yerinde eşine rastlanmayan manastırın doğal güzeliği yanında efsanevi kuruluş ve tarihi hakkında çok sayıda masallar üretilmiştir. 

Bunlardan Biri;

Atinalı Barnabas ile Sophronios rüyalarında İsa’nın öğrencisi Aziz Luka’nın yapmış olduğu üç Panagia ikonundan, Meryem’in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu yer olarak Sümela Manastırı’nın olduğu yeri görürler. Rüya sonrası her ikiside birbirinden habersiz Trabzon’a gelirler. Rüyalarını birbirine anlatınca Manastırın yapımına başlarlar.

 

Akdamar Adası

Akdamar Adası            Akdamar Adası  

Akdamar Adası, Gevaş ilçesinin kuzeybatısında, Van Gölü’nün ortasında bulunmaktadır. Akdamar Adası, Ermeni Vaspurkan Kralı Gagik Andzruni tarafından M.S.915-921 yılları arasında yaptırılmıştır.Bina cephesinde çok sayıda figür bulunan kilise Kilikya kilisesinden sonra Ermenistan’ın 2. büyük kilisesidir. Kilisenin etrafında çok sayıda mezar bulunmaktadır. Çok sayıda turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Akdamar Adası’nın birde efsanesi vardırki, Efsaneye göre;

Eskiden Van’da yaşayan bir keşişin dünyalar güzeli bir kızı varmış. Kızın adı Tamara imiş. Tamara’nın Yiğit adında bir sevgilisi varmış ve sevgililer gizli gizli buluşurlarmış. Tamara’nın babası bu sevdaya karşı imiş. Ancak kızını bu delikanlıdan ayırmak hiç kolay değilmiş. Babada Akdamar Adasını yaptırıp, kızını oraya kapatmış. Ancak bu çözümde işe yaramamış. Sevgililer anlaşmışlar, Tamara bir fener ile işaret vererek, hergece sevgilisinin adaya yüzmesine yardımcı olur. Hergece genç adaya yüzüp, çıkar ve sevgililer görüşürlermiş. Ancak bir süre sonra keşiş durumu fark etmiş ve kızının koyduğu fenerin yerini değiştirip, sivri kayaların olduğu bir yere feneri koyar. Gece olunca delikanlı suya girer, ancak o gece deniz çok dalgalıdır. Delikanlı yüzmeye başlar. Birden vuran dalgayla fenerin olduğu kayalıklara varınca, sivri kayalara çarpar ve gecenin kör karanlığında suya gömülürken "ah Tamara" "ah Tamara" diye bağırır. Delikanlının feryadını duyan Tamara da kendini Van Gölü’ne bırakır..Yaşarken sevgililerin biraraya gelmesi engellenmiştir, ancak bundan sonra sevgililer sonsuza dek Van Gölü’nün derinliklerinde birlikte olacaklardır..

Efsanenin sonunda adaya Ah Tamara adı konmuş, zamanla adı Akdamar olmuştur.