Amasya Şifahanesi

Amasya ŞifahanesiAmasya Şifahanesi, 1308-1309‘da İlhanlı Hükümdarı Sultan Muhammed Olcaytu ile eşi İldus Hatun adına , İldus Hatun’un kölesi Anber B.Abdullah ve Anaadolu Emiri Ahmed Bey’in inşa ettiği bilinmektedir. Ancak mimarı hakkıda bilgi bulunmamaktadır. Bu şifahanede bir taraftan eğitim yapılırken bir taraftanda öğrenclere uygulamalı eğitim yeri olmuş ve çok sayıda ünlü hekim yetişmiştir. 

 Amasya Şifahanesi, Yeşilırmak’a paralel uzanan cadde kenarında medrese planında yapılmıştır. Yapı dikdörtgen planıyla, açık avlusuyla ve kenarlarında tonoz örtülü mekanlarıyla tipik Selçuklu medresesi şeklindedir. 33.60 – 25.60m alana otturturulmuş olan bu yapı, taç kapı giriş detaylarıyla ünlüdür.

Amasya Şifahanesi( Bimarhane), sonraki yıllarda ruh hastalarının da tedavi merkezi olmuştur ve günümüzde ise, belediye konservatuarı olarak kullanılmaktadır.

 

Hüseyin Ağa Camii

         Ağa Camii  Hüseyin Ağa Camii, Beyoğlu-İstilal Caddesi üzerinde olup, 1597 yılında Galatasaray ağlarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Hüseyin Ağa Camii, Ağa Camii olarakta bilinir. Bazı kaynaklara göre bir adı da Emin Bey Camii‘dir. Hüseyin Ağa Camii adında birkaç camii daha bulunmaktadır.

           Hüseyin Ağa Camii ilk yapıldığında kubbeli idi, fakat günümüzde düz çatılıdır. Hüseyin Ağa Camii’nin mihrabı, duvarları ve minaresi ise, ilk yapıdan kalmıştır ve içerideki 4 kare prizma ayak çatıyı tutmaktadır. Camii kargir çatılı ve tek şerefeli tek minarelidir ve minare sağ taraftadır.

             Camii  duvarları son onarımdan sonra belli bir yere kadar Kütahya Çinisiyle kaplanmıştır. Hüseyin Ağa Camii tavan ve tonozları renkli kalem işleriyle süslenmiştir. Camii’nin hatatlarını , hattatçı İsmail Hakkı Altunbezer yapmıştır.

          Hüseyin Ağa Camii avlusunda, Mimar Sinan‘ın yapmış olduğu bir şadırvan vardır. Şadırvan, Kasımpaşa Sinan Paşa Camii’den buraya getirilmiştir. 

          Camii zamanla yıprandığından Sultan ikinci Mahmut Han tamir ettirmiş, sonrasında geçirdiği yangından dolayı uzun zaman bakımsız kalmış, 1934′te Vakıflar tarafından onarılmıştır.





            

 

Yanartaş

 Yanartaş,  Antalya’nın Kemer ilçesi Çıralı köyü (600 m) yakınlarındadır. Yanartaş, sürekli yanan bir doğalgaz kaynağı olup, Yunan mitolojisine konu olmuştur. Yanartaş, denize yakın, manzaralı ve taşlar arasından çıkan alevlerin olması turistlerin ilgisini çekmektedir. Birçok yazar yanartaştan ve buradaki alevlerden bahsetmektedir. Ateşin yakınlarındaki kalıntılar Antik Bizans kilisesine aittir.

 

Yunan Mitolojisi efsanesine göre;

Ephyra Kralı Glaukos’un oğlu Hipponoes gittiği bir av partisinde kardeşi Belleros’u öldürür. Belleros’u Yiyen anlamında Bellerophontes adını alır. BellerophontesArgos kralına sığınır.Argos Kralı, kendisine sığınan genci öldürmeyi kendine yakıştıramaz ve Likya Kralın‘a gönderir.

Likya Kralı onu Olympos dağında yaşayan ağızdan alevler saçan canavar ile dövüşmeye gönderir. Pegassos adlı kanatlı atına binen Bellerophontes, canavar ile dövüşmeye gider. Canavar (chimera) saldırdığında Pegassos havalanır, Bellerophontes yere inerken mızrağı ile canavarı yerin yedi kat dibine gömer. Canavar yerin altından alevler saçmaya devam eder. Bugün yanan alevlerin yerin yedi kat dibinden fışkıran alevler olduğu söylenir. Bu alevler kendiliğinden veya kibritle tutuşturularak hiç durmadan yanar.

 

Yapılan araştırmalara göre, gazda bol miktarda metan olduğu tespit edilmiştir.

 

 

Trabzon Kalesi

Trabzon Kalesi Trabzon Kalesi, yörenin en iyi korunmuş eserlerindendir. Trabzon Kalesi’ nin büyük bir kısmı halen ayaktadır. Ayakta kalan kale surları şehrin eski yapılarını oluşturur. Surların en eskisi Roma devrine aittir. (m.s. 5.y.y.) Ancak bu surların daha da eski olduğu bilinmektedir. Zira  M.Ö. 5.y.y.da şehri gezen Ksenefon bu surlardan bahsetmektedir.

Bizans döneminde eski temelleri üzerine Osmanlılar tarafından onarılarak ekler yapılmıştır. Son onarım 1967′de yapılmıştır. Trabzon surları; yukarı hisar, orta ve aşağı hisar, ile iç kale olmak üzere üç bölüme ayrılır. Yukarı hisar ve orta hisar kalenin en eski bölümüdür ve bir yumruğa benzer. İç kale; kalın surlar ve iki katlı kulelerden oluşur. Buradaki insan kabartmaları göze çarpmaktadır. Hisarın denize kavuştuğu yerde Hadrianus döneminde yapılmış bir liman bulunmaktadır.

Yeni Cuma Camii

 Yeni Cuma Camii, Yeni Cuma Mahallesinde yer alıp, kentin kurtarıcısı ve koruyucusu Aziz Eugenios adına yapılmıştır. Yeni Cuma Camii araştırmacılara göre, ilk yapının bazilika olduğu sanılmaktadır. 1291 yılına ait bir kitabe bulunmuştur.

Yapı üç nefli ve üç apsislidir. Ortadaki apsis içten yuvarlak, dıştan ise beş köşelidir. Diğerleri ise içten at nalı ve dıştan yuvarlaktır. Merkezi kubbe doğuda haç biçimli, iki ayağa, batıda ise yuvarlak iki dorik sütuna pandantifler yardımıyla oturur. Yan nevlerin üzeri tonozlarla örtülmüştür.

Günümüzde bu yapının üzerinde bazilikal planda bir kilise bulunmaktadır. Bu bazilikal kilise bazı değişikliklerle haç planına çevrilmiştir. Duvarları dıştan kabartma haç ve bitkisel bezemelerle süslüdür. Yapı Trabzon’un fethinden sonra camiye dönüştürülmüş ve bir minare ve kuzey giriş kısmı ilave edilmiştir. Mimberi ahşap ve yalındır.  Taştan yapılan mihrap barok karekterlidir. Camii içinde çok kıymetli kalem işi süslemeler vardır.

Trabzon Ayasofya Müzesi

 Ayasofya Müzesi TrabzonTrabzon Ayasofya Müzesi, Trabzon İmparatorluğu krallarından 1. Manuel Kommenos (1238-1263 ) zamanında 1250-1260 yılları arasında inşa edilmiştir. Ayasofya adı kutsal bilgelik anlamına gelir. Genç bizans kiliselerinin en güzel örneklerinden biridir.

Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethiyle burası camiye çevrilerek vakıf eserleri haline getirilmiştir. Yüzyıllar boyunca şehri ziyarete gelen seyyahların ve araştırmacıların uğrak yeri olmuştur. 

Birinci Dünya Savaşı yıllarında depo, hastane ve sonrada cami olarak kullanılmıştır. Daha sonraları harabeye dönen bu cami Bursalı Rıza Efendi teşvikiyle onarılmış 1964 yılından sonra müze olarak açılmıştır. Ancak müze haline getirilmesi 1958- 1962 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Edinburg Üniversitesinin işbirliği ile mümkün olmuştur. 

Bu müze kare – haç planlı olarak yapılmış, yüksek bir merkezi kubbeye sahiptir. Yapının üç  revaklı girişi bulunmaktadır. Kubbe ve kasnağı 12 köşelidir. Yapı ana kubbe etrafında farklı tonozlarla örtülmüştür. Olağanüstü bir işçiliğe sahiptir. Hırıstiyan ve Selçuklu dönemi etkileri görülmektedir. Özellikle güney cephe çok görkemlidir. Burada tek başlı kartal motifi bulunmaktadır. Güney cephede Adem’le Havva’nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılmıştır. 

1. sahnede: Adem ile Havva’nın yaradılışı

2. sahnede: Adem ile Havva’nın cennette yaşayışları

3. sahnede: Yasak elma 

4. sahnede: Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşları

5. sahnede: ilk cinayetin tasviri ( Kabil’in Habil’i öldürmesi) tasvirleri yer alır. 

Ayasofya süslemelerinin çoğu incilden alınmış konuları canlandırır. Kubbe kısmında Hz. İsa, bunun altında bir kitabe kuşağı ve pencere aralarında da 12 Havari tasvir edilmektedir.

  Ayasofya Müzesi Trabzon  Trabzon Ayasofya Müzesi  trabzon-ayasofya-muzesi

St. Anna ( Küçük Ayvasıl ) Kilisesi

St. Anna KilisesiSt. Anna ( Küçük Ayvasıl ) Kilisesi, Trabzon’da ayakta kalabilen en eski kilisedir. St. Anna Kilisesi, kentin merkezinde ve çarşı mahallesindedir.7. y. y.da inşa edilmiştir. St. Anna Kilisesi, üç nefli ve üç apsisli bazilikal planlı, küçük boyutlu bir kilisedir. İçten tonoz, dıştan kiremit çatıyla örtülüdür. Yan neflerin üzerinde galeri katı bulunmaktadır. İç duvardaki fresklerin büyük bir kısmı tahrip olmuştur. Narteksi yoktur. Nefler içten ve dıştan yuvarlak planlıdır. Zeminde kriptası bulunur.

Giriş kapısında Roma dönemine ait kabartmalı mermer bir levha bulunur. Sütun başlıkları iyon tarzındadır.

Kaymaklı Manastırı

kaymaklı manastırıKaymaklı Manastırı, Trabzon’un 3 km güneydoğusundadır. Kaymaklı Manastırına Boztepe arkasındaki Mısırlı mezarlığının yanındaki patika yoldan gidilir. Manastır kesme taşlardan yapılmış ve 2450 m2 alan üzerine kurulmuştur. Kaymaklı Manastırı Hz. İsa adına 1424 de ermeniler tarafından yapılmıştır. Yapımından sonra bir çok defa onarımdan geçmiştir.

Ortada tek apsisli kilise, kuzeybatıda çan kulesi, güneydoğuda bir şapel ve manastır bulunur. Kilisenin en eski kısmı beşgen apsis bölümüdür. Kilise içindeki freskler 18.y.y.a aittir.

Bu kilise yapıldığı zaman tepeden düşen bir adam ölmeyip, sapasağlam kaldığı için ‘Fenalığı engelleyen’  olarak da adlandırılır. Bu manastır 1914-1918 tarihlerinde bir yangın geçirmiş ve bu tarihten sonrada terkedilmiştir. Günümüzde burası bir sahış malı olarak kullanılmakta ve burada oturan ailece korunmaktadır.

Gülbahar Hatun Camii

Gülbahar Hatun CamiiGülbahar Hatun Camii, Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun‘un hatırası için 1514 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir.  Gülbahar Hatun Camii, Gülbahar Hatun mahallesinde Adaparkın güneyinde bulunmaktadır. 

Zağnos köprüsü yakınında ve bir külliye içindedir. Camiinin inşa kitabesi yoktur. Gülbahar Hatun Camii, Zaviyeli camiiler grubuna girmektedir.  Özellikle duvar işçilikleri özenle yapılmıştır. Camiinin örtüsü kurşun kaplıdır. Mihrabi mermerden yapılmıştır. Daha çok koyu gri, sarımsı beyaz taşlar kullanılmıştır. Tepesi bitkisel süslemelidir. Ancak mevcut süslemeler ise son onarımda yapılmıştır.

 Camii, beş küçük kubbe ile örtülü, beş bölümlü son cemaat yeri, büyük bir kubbe ile örtülü harem kısmı ile doğu ve batıdaki üzeri kubbeli birer zaviye odasından meydana gelmiştir. Son Cemaat yerindeki mermer sütunun başlıkları stilize baklava motiflidir. Mihrap ve mimberi mermerden olan bu camii sade işçiliklidir.

Günümüzde bu camii Trabzon halkının buluşma yeridir. Kulliye içindeki imaret- medrese- hamam ve mektep yıkılmıştır. Ancak camii ve türbe günümüze kadar gelebilmiştir. Mektebin yerine 1899′da Gülbahar Hatun ilköğretim okulu yapılmıştır.

St.Simeon Stylite Manastırı

St.Simeon Stylite Manastırı, M.Ö. 6.y.yılda yapılmıştır. St.Simeon Stylite Manastırı, Antakya’da St. Simeon’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ Yolu ile Asi Irmağı arasında bir dağ üzerinde bulunur. Şimdi ise kalıntıları bulunmakta ve buraya Değirmen başı beldesinden ayrılan yoldan gidilir. Manastır kalıntıları Aknehir beldesinde 479m yüksekliğinde bir tepe üzerindedir.

Bu manastır kayalar üzerine oyulmuş ve kesme taşlardan yapılmıştır. 132 * 160m ebadında bir alan üzerine yerleştirilmiştir. Birbirine paralel iki duvarla çevrili üç yandan girişi olan (Halen iki girişi mevcuttur.) sekizgen bir avlu çevresinde düzenlenmiştir. 

St. Simeon ömrünün 45 yılını bu sütunun tepesinde yaptırdığı örtülü korunaklı bölümde geçirmiş ve bu süre Guinnes Rekorlar kitabında yer almıştır.